Kitap Bölümlerine Dön
Kapak
Kitap Bölümü

8. KUR'AN'DA NEBİ, RESUL (PEYGAMBERLER)

8.  KURAN’DA NEBİ, RESUL KAVRAMI (PEYGAMBERLER)


    8.1 Açıklama ve Ayetler


      Kur’an, Nebilik (Allah’tan vahiy alan), Resul- Elçilik (Allah'ın vahyini tebliğ eden) olayını evrensel bir olgu olarak görmektedir. Bunun için Kur’an’da, her millete Allah’ın nebilerinin gönderildiği ve onlara hikmet ve kitap verildiği bildirilmiştir. “…Çünkü biz elçi göndererek uyarmadıkça hiçbir toplumu cezalandırmayız.”

(17 İsra suresi 15)

Allah, Muhammed’den söz ederken tek bir kimlikten bahsetmez. Aynı kişi için bazen “nebi”, bazen “resul” der. Dahası, bu iki hitap farklı sonuçlar, farklı yükümlülükler ve farklı sorumluluklar doğurur. Kur’an, insan anlatmaz; ilahi düzeni anlatır. Bu nedenle kişilerden söz ederken onların kişiliklerinden çok konumlarını öne çıkarır.

Aynı insan: Bir ayette kul olarak, Bir ayette nebi olarak, Bir ayette resul olarak, Bir ayette beşer olarak anlatılır. Bu, çelişki değil; çok katmanlı anlatımdır.

Muhammed: Beşerdir: yer, içer, üzülür, Nebidir: vahiy alır. Resuldür: vahyi tebliğ eder.

Kur’an, bu katmanları bilerek ayırır, çünkü hukuk buradan doğar.

“Nebi” kelimesi, Kur’an’da bir makam bildirir. Nebi, Allah tarafından seçilmiş, değeri yükseltilmiş, vahiy alan insandır. Ama burada kritik bir ayrım vardır:

Nebi, vahyi alır ama vahiy adına konuşmaz.

Nebi: Düşünür, Üzülür, Danışır, Tavsiye eder, Bekler, Bazen gelenekle konuşur, Bazen susar. Çünkü henüz vahiy gelmemiştir.

Zıhar Olayı bunun canlı örneğidir: Kadın gelir, şikâyet eder. Nebi Muhammed cevap verir. Ama cevap tatmin etmez. Neden? O anda konuyla ilgili Nebi Muhammed resul değildir

Vahiy yoktur, Hüküm yoktur. Kadın, Nebi Muhammed’in sözlerini aşar ve Allah’a şikâyet eder.

“Allah,   seninle  tartışan  kadının   sözünü  işitti…” (58 Hadid suresi 1)

Bu ayetle birlikte konuşan artık Nebi Muhammed değil, vahiydir. İşte tam bu noktada o konuyla ilgili Resul Muhammed olur.

Resul, Allah’ın mesajının sesi, dili, taşıyıcısıdır. Bu yüzden Kur’an’da resul hakkında şu ifadeler yer alır: Resule itaatsizlik → sapkınlık, Resule muhalefet → cehennem, Resule ekleme → ölüm tehdidi. Çünkü Resul konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.

“Kim resule itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (4 Nisa suresi 80)


Dikkat et: “Kim nebiye itaat ederse” demez, “Kim Muhammed’e itaat ederse” demez, Resule der çünkü itaat, kişiye değil, vahye edilir.

Aynı Kişi, Farklı Sonuç: Nebi Üzülür, Resul İncitilir Kur’an’daki ince ayrımı görmek için Ahzab Suresi’ne bakalım. “Bu davranışınız Nebi’yi üzüyor…” (33 Ahzab suresi 53)

Burada insanlar saygısız, nezaketsiz veya düşüncesiz olabilir. Ama sonuç ilahi azap değildir, çünkü muhatap nebidir.

Resul incitilirse iş değişir: “Allah’ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet eder.” (Ahzab, 33/57) Resul incinirse: Vahiy hedef alınmış olur, İlahi otorite sarsılır, Din tahrif edilir.

Nebi neden haram koyamaz? Hüküm yetkisi yoktur, Vahiy beklemek zorundadır. “Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığını neden kendine haram kılıyorsun?” (66 Tahrim suresi 1)


Nebi, kişisel tercihle haram algısı oluşturamaz. Resul neden haram koyuyormuş gibi görünür? “Temiz olanı helal, murdar olanı haram kılar.” (7 Araf suresi 157)

Burada haram koyan Resul değildir, Resul vahyin tercümanıdır.


Nebiye İtaat Şartı Yoktur. Bu, geleneksel din anlayışının en zor kabul ettiği gerçektir.

Zeyd Örneği: Nebi Muhammed, “Eşini boşama” der, Zeyd dinlemez, Hiçbir ilahi tehdit yok. “Allah ve Resulü bir işe hükmettiğinde…” (33 Ahzab suresi 36)

Nebi’nin sözü → bağlayıcı değil Resulün hükmü → tartışmasız.

Bugün Resul Kimdir? Nebi Muhammed vefat etmiştir. Ama Resullük görevi bitmemiştir.

Çünkü Resullük: Bir beden değil, Bir metindir, Bir hitaptır. Bugün resule itaat = Kur’an’a itaat etmektir Vahyin dışına çıkmamak gerekir.


Kur’an’da “peygamber” kelimesi yoktur. Nebi vardır, Resul vardır, Beşer vardır, Kul vardır “Peygamber” kelimesi Farsçadır. Bu kelime masum görünür, fakat zihinsel bir kaymaya yol açmıştır: Nebi ve Resul ayrımı silinmiştir.

Peygamber Kavramı Neyi Bozdu? Kur’an’da iki ayrı konum vardı:

• Vahyi alan (nebi), Vahyi ileten (resul) “Peygamber” kelimesi bu iki konumu tek potada eritti.

Sonuç: Nebi’nin beşerî yönü kutsallaştırıldı, Resulün vahiy ile sınırlı görevi genişletildi, Muhammed, her sözü bağlayıcı bir figüre dönüştü. Kur’an, Muhammed ile din arasına mesafe koyar:

“De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim.” (18 Kehf suresi 110)

   “Eğer Allah’tan başkasına söz isnat etseydi…” (69 Meâric suresi 44–47)

   “Ey Nebi! Niçin Allah’ın helal kıldığını kendine haram kılıyorsun?” (66 Tahrim suresi 1)

Kur’an: Muhammed korunmuş bir beşerdir ama mutlak otorite değildir. Otorite vahiydedir.

“Peygamber” algısı ise: “O söyledi mi, doğrudur.” Kur’an ise şunu der: “O vahiy ile konuşuyorsa doğrudur.”

“Peygambere itaat” cümlesi nasıl ortaya çıktı? Çeviri hatası değil, kavramsal kayma.

Sonuç: Nebi’nin günlük hayatı din oldu, kültür sünnet zannedildi, beşerî tercihler ibadetleştirildi.

Kur’an neden “Resul” diyor? İtaati kişiye değil, metne ve mesaja bağlamak.

“Resul’e itaat” der, “Resul’e muhalefet” der, “Resul’ü incitmek” der.

“Resulün Hadisi” Ne Demektir?

Kur’an’a göre resul, vahiy dışında konuşmaz. Konuşuyorsa, konuşan Allah’tır.

“O hevasından konuşmaz. O, kendisine vahyedilenden başkası değildir.” (53 Necm suresi 3–4)

Resul olarak konuştuğu an, kaynağı vahiydir. Nebi’nin günlük konuşmaları veya kişisel tercihleri bu kapsama girmez. O halde “resulün hadisi” nedir? Cevap: Kur’an’dır Kur’an: Konuşur, Emreder, Yasaklar, Uyarır, Tehdit eder, Müjdeler.

“Biz sana bu zikri indirdik ki, insanlara indirileni açıklayasın.” (16 Nahl suresi 44)

“Açıklayasın” = yeni hüküm koymak değil “Açıklayasın” = metni kendi diliyle insanlara aktarmak.

Sünnet Kavramı: Nebi–Resul Ayrımı Nasıl Yok Edildi? Kur’an’da “sünnet” kimin sünnetidir?


Cevap: Sünnet = Allah’ın yasası, Değişmez ilke ve düzen, Toplumsal ve ahlaki ilkeler.

  “Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (33 Sebe suresi 62)

Sünnet, sakal, kıyafet, misvak, yeme içme biçimi veya kültür değildir.

Sünnet = ilahi yasa ve değişmez düzendir.

Peygamber sünneti nereden çıktı? Nebi ve Resul tek kimlik haline getirildi, Resule itaat ayetleri nebiye taşındı, Nebi’nin yaşantısı bağlayıcı sayıldı, Kültür ibadetleştirildi, Tarih vahiy yerine kondu.

Nebi’nin yaşantısı: örneklik mi, hüküm mü? Örnek, İbret, Öğretici Bağlayıcı değildir, çünkü bağlayıcılık sadece Resullük makamına aittir.

Sünnetin dinleştirilmesinin sonuçları:

Kültür ibadet oldu, Arap örfü din zannedildi, 7. yüzyıl kıyafeti takva sanıldı, Coğrafya iman ölçüsüne dönüştü, Din ağırlaştı, “Allah sizin için kolaylık ister” (2 Bakara suresi 185),

Sünnet merkezli din: yasaklar çoğaldı, detaylarda boğdu Kur’an ikinci plana itildi, İnsanlar: “Bu Kur’an ayeti ama sünnette yok” demeye başladı.

En tehlikeli kayma: “Resul gibi yaşamak”

• Resul konuşur, bildirir. Yaşanan Nebi’nin hayatıdır, Vahyi bedenleştirmek, Kur’an’ı kişiselleştirmek anlamına gelir.

Kur’an’ın dengeyi kurması: Nebi’yi sever ama kutsallaştırmaz, Resulü yüceltir ama şahsileştirmez, Nebi’nin evine girilmesini düzenler ama itaati farz kılmaz, Resule gelince hüküm, itaat ve tehdit vardır.

“Sünnete uymazsak kaos olur” itirazı: Sünnet = Allah’ın yasası, Nebi’nin hayatı = örnek, hüküm değil,

Resulün bağlayıcı tek “sünneti” = Kur’an, Nebi–Resul ayrımı silinince din kişiselleşti.

(Ümmet Nasıl Parçalandı30/32)

Kur’an bir şeyi anlatıyorsa, bunu sadece bilgi olsun diye anlatmaz. Tehlike varsa, mutlaka yaşanmıştır ya da yaşanacaktır.

“Dinlerini parça parça edenler ve fırka fırka olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (30 Rum suresi 32)

Ümmetin parçalanması, Kur’an’ın kendisinden değil, Kur’an’ın yanına başka otoriteler konmasından kaynaklanmıştır.

Parçalanma nereden başladı?

1. Nebi–Resul ayrımı unutuldu,

2. Resule itaat, nebiye itaat gibi algılandı,

3. Nebi’nin beşerî sözleri bağlayıcı kabul edildi,

4. Bu sözleri farklı kişiler derledi,

5. Her derleme, yeni anlayış ve mezhep doğurdu,

Önemli Nokta:

• Nebiye itaat farz değildir

• Resule itaat doğrudan Allah’a itaattir.

Bu ayrım yapılmadığında: Beşer kutsallaşır, Vahiy şahsileşir, Din bozulur.

 

  “Eğer seni yalancılıkla suçlarlarsa bil ki, onlardan öncekiler de elçilerimiz kendilerine apaçık belgeler, hikmetli sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar ile geldiği halde onları yalanlamışlardı.” (35 Fatır suresi 25)

         “De ki: “Ben size, Allah’ın (Sevap ve nimet) hazinelerinin benim elimde olduğunu söylemiyorum. Gaybı da (Gelecekte neler olup biteceğini de) bilemem, ben size, ben meleğim/kralım da demiyorum. Ben, ancak bana vahyedilen Kuran’a uyuyorum.” De ki: “Hiç gerçeğe karşı kör olan ile onu gören bir olur mu? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?”” (6 Enam suresi 50)

    “O gün gerçekleri örtbas eden kâfirler gruplar halinde cehenneme sevk edilirler. Nihayet oraya varınca cehennemin kapıları açılır ve oranın görevlileri onlara: – Size aranızdan Rabbinizin ayetlerini okuyup ileten ve sizi bu dehşetli günle karşılaşacağınıza dair uyaran elçiler gelmedi mi? diye soracaklar, onlar da: – Evet, geldi, diyecekler. Fakat artık bu kâfirler için azap hükmü çoktan kesinleşmiş olacak.” (39 Zümer suresi 71)  

    “Hiç şüpheniz olmasın ki biz, elçilerimize ve onlara inananlara hem bu dünya da hem de şahitlerin tanıklık edeceği günde mutlaka yardım edeceğiz.” (78 Mümin suresi 51)



8.3 You Tube “Abdullah Ergin Fuzuli” kanalında yayınlanan aynı konuya ilişkin

Sunum Videosunun adresi: https://youtu.be/WIrPXs9n5Lk