37. KUR’AN’DA TAĞUT
37.1 Açıklama ve Ayetler:
Kelimenin sözlük manası “ileri derece sapkınlık durumu olarak haddin aşılması”, “dinin emirleri dışına çıkarak küfre girme” dir. Kelimenin kök anlamından, insanın yaratılış fıtratından uzaklaşıp, tasvip edilmeyen çeşitli davranışları sergileme manası ön plana çıkmaktadır.
Tâğut kelimesi cahiliye döneminde kullanılan bir kavramdı. Bu dönmede kelime Kâbe dışında kutsal sayılan mabetler, put bakıcıları veya bizatihi putlara isim olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kavramın sihir, sihirbaz, kâhin ve şeytan ile bağlantılı olarak kullanılması aynı şekilde dönemin inanç kültürü ile yakından ilgilidir. Bu kelimenin sahabe ve tabiun döneminde Allah dışında mabut kabul edilen canlı veya cansız nesneleri işaret edecek şekilde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
İslam dışındaki tüm yönetim mekanizmaları, liderler, liderin temsil ettiği sistem bu kavram ile tanımlanmıştır. Bu yönüyle tâğut, modern dönemde kaynağını İslam’dan almayan veya İslam’dan uzaklaştığı düşünülen sistemleri sembolize eden bir kavram olarak kullanılmıştır.
Tâğuta (azgınlık edene) kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır.” Yüce Allah olumsuz insanları ve yaşayacakları feci akıbeti beyan ettikten ve duyarlı insanları da o azapla ilgili uyardıktan sonra, bu defa sözü tevhide sarılan ve sadece Allah’a yönelenlere getirmekte ve onlar için müjdeler olduğunu bildirmektedir. Buradaki et-tâğut kelimesine verilen “şeytan, put, Ka’ab b. Eşref” gibi anlamlar aslında tek bir anlamın açılımı durumundadır ki o anlam “Hakk’ın karşısındaki şey” demektir. Bu bazen şeytan, bazen nefis, bazen ideoloji, bazen de arzu ve heves olur. Kur’ân’da bu kelime kullanıldığı 8 yerde de bağlama göre “Hakk’ın ve hakikatin karşıtı” manasını vermektedir. Yorumunu yapmakta olduğumuz ayette tâğut denen varlıklardan kaçınıp Yüce Allah’a yönelenler için müjdeler olduğu beyan edilmektedir.
İyi insanlar her sözü veya sözün tamamını dinlerler; ancak mümeyyiz bir akılla hareket ederek ayırıcı bir mantık ortaya koyar ve sözün en güzeline yani vahye tâbi olurlar.
“Dinde zorlamanın/baskının hiçbir şekli yoktur. Hak yol, batıl yoldan apaçık ayrılmıştır. Kim tağutu şer güçleri inkâr ederde Allah’a inanır-güvenirse, muhakkak ki o, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Allah, iman edenlerin velisi ve koruyucusudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Gerçeği örtbas eden kâfirlerin evliyası ise tağuttur/azgınlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar ateş halkıdır. Orada kalıcıdırlar.” (2 Bakara suresi 256-257)
“Şu kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun? Uğur/uğursuzluğa ve şer odaklarına inanıyorlar. Bir de kâfirler için: “Onlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır.” diye iddia ediyorlar.” (4 Nisa suresi 51)
“Hem sana indirilen Kuran’a ve hem de senden önce indirilen vahiylere, iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Bunlar (Tâğut), Allah’a isyanı sistemleştirenin hakemliğine başvurmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Kaldı ki bu şeytan, onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.” (4 Nisa suresi 60)
“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de şer odaklarının yolunda savaşırlar. O halde şeytanın evliyaları/dostları ile savaşın. Zira şeytanın hile ve tuzağı zayıftır.” (4 Nisa suresi 76)
37 .3 You Tube “Abdullah Ergin Fuzuli” kanalında yayınlanan aynı konuya ilişkin
Sunum Videosunun adresi: https://youtu.be/NhpFLx3oHXQ