40. KUR'AN’DA NAMAZ
40.1 Açıklama ve Ayetler:
İbadetler içerisinde müstesna bir yere sahip olan namaz, Kur’an’da farz kılınmış vakitli bir ibadet olarak nitelenir. Birçok ayette namazın dosdoğru ve düzenli kılınmasına, vakitlerine ve erkânına doğrudan veya dolaylı vurgular vardır. Farsçadan Türkçeye geçmiş olan namaz kelimesinin Kur’an’daki karşılığı salât sözcüğüdür. Varlıkların salâtı; Allah'a karşı kıyam, rükû ve secdede bulunmak, O'nu tesbih ve tazimdir. Bu yüzden namaz ibadet kategorisinde görülmüştür. Böylece “salât” sözcüğünün tazim ve yüceltme anlamının sadece Allah için kullanılabileceği söylenebilir. Namaz sadece bu ümmete değil önceki ümmetlere de farz kılınmış olan vakitli bir ibadettir. Hz. İbrahim'in; "Ey Rabbim! Beni ve çocuklarımı namazı kılanlardan eyle" (14 İbrahim suresi 40) duası, Hz. İsa'nın beşikte iken (Muhammed Esed bu olayı gelecekle ilişkilendirmiştir.): "... (Rabbim), yaşadığım sürece bana namazı emretti" (19 Meryem suresi 31) sözü, Hz. Musa ve kardeşine ise; "Şehirde halkınız için bazı evleri sığınak edinin diye vahyettik ve (onlara deyin ki) ' Evlerinizi ibadet yerlerine dönüştürün ve namazda devamlı ve kararlı olun diye vahyettik. (10 Yunus suresi 87) ifadesi, bu evrenselliği gösteren örneklerdir.
Savaşta iken bile namazı kısaltarak kılmayı emreden Kur’an namazın kazasından bahsetmez. Yani savaştan daha kötü bir durumda kalmak olmayacağına göre namazın mazereti yoktur. Her ne kadar namaz dinin direği olarak ifade edilse de İslam dininde Ahlak namazdan önce gelir. Peygamberimizin seçiliş sebebi de “muhteşem ahlakıdır”: “Hiç şüphe yok ki sen, üstün bir karakter ve muhteşem bir ahlak sahibisin.” (68 Kalem suresi 4)
“Sana vahyolunan bu kitabı/Kuran’ı oku ve ilet! Namazı da hakkını vererek kıl! Çünkü namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Elbette Allah’ın zikri/kitabı en büyüktür. Unutmayın ki Allah, yaptığınız her şeyi bilir.” (29 Ankebut suresi 45) …
Namaz Allaha karşı esas duruştur. Salat kelimesi Kur’an’da da farklı vurgular ve farklı anlamlarda kullanılmıştır. En çok kullanıldığı anlam hiç şüphesiz şer’i namaz manasıdır. Bunun dışında, Kur’an’da “dua ve istiğfar” (Tevbe 9/84, 103), “ibadet” (Ma ‘un 107/4), “ibadethane” (Hac 22/40), “destek” (Tâhâ 20/14); Ahzab 33/43, 56; Maide 5/12), “din ve dindarlık” (Maide 5/58), “davet” (Hûd 11/87; Maide 5/106), “kulluk” (Lokman 31/31), “yaratılış amacına uygun hareket” (Nur 24/41) anlamlarında kullanılır.
Tüm ibadetlerin ser-tacı olan namaz, semboller manzumesidir.
Başlangıç tekbiri: Allahu Ekber kelimesinde ifadesini bulan tekbir, Allah’ı her türlü nispetten arî olarak büyük, en büyük, tek büyük, mutlak büyük bilmektir.
Kıyam: Allah’a duyulan saygıyı sembolize eder. Kıyam, ayakta durmak, ayağa kalkmak, doğrulmaktır.
Kıraat: Kur’an’ın namaza taşınmasıdır. Namaz vahyin bedeni; vahiy ise namazın ruhudur. Kıraati tilavetten ayıran şey “anlamdır”. Okuyanın anlama cehdi tilaveti kıraate çevirir. Maksat yaşamaktır. Anlamadan yaşanmaz. Kıraatin kalbi Fatiha’dır.
Rükû: Saygıdan dolayı boyun eğmeyi ifade eder. Kıyamdaki saygının bir sonraki aşamasıdır.
Secde: Saygının nihai noktasını ve zirvesini temsil eder. Huşû duyan kalp önce sahibini ayağa kaldırır, sonra boyun eğdirir, en sonunda secdeye vardırır. Secde insanın Allah karşısındaki mahviyet ve kulluğunu temsil eder. Secde insanın insanlığını Allah’ın huzurunda yere koymasıdır.
Ka’de: Oturuş, yolculuğun sonunu temsil eder. Salât içinde duanın en yoğun olduğu bölümdür. Dua sadece “ibadetlerin beyni” değil, namazın da beynidir.
“Eğer tövbe eder yanlıştan döner namazı kılar ve zekâtı verirlerse, işte o zaman sizin din kardeşiniz olurlar. Biz bilmek isteyen toplum için ayetlerimizi etraflıca açıklıyoruz.” (9 Tevbe suresi 11)
“Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber siz de boyun eğin.” (2 Bakara Suresi 43)
“Sabır ve salât ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü bu, Allah’a içten saygı duyanların dışındakilere ağır gelir.” (2 Bakara suresi 45)
“İsrailoğullarından; “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Anaya, babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edin. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın; zekâtı verin!” diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız dışında sözünüzden döndünüz ve hala da dönmeye devam ediyorsunuz.” (2 Bakara suresi 83)
“Namazı kılın, zekâtı verin, kendiniz için önden hayır olarak ne yollarsanız Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı en iyi görendir!” (2 Bakara suresi 110)
“Yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu elbette görmekteyiz. İşte seni hoşnut olacağın kıbleye çeviriyoruz. Öyleyse yönünü Mescidi-i Haram’a doğru çevir! Nerede bulunursanız bulunun sizde yönünüzü o yöne çevirin. Kendilerine kitap verilenler şunu iyi bilirler ki, bu Rablerinden gelen hakkın ta kendisidir. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.” (2 Bakara suresi144)
“Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz dindarlık değildir. Fakat gerçek dindarlık Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplarına ve nebilere iman eden, ihtiyacı olmasına rağmen malını; akrabaya, yetimlere, yoksullara yolda kalmışlara, yardım için el açanlara, özgürlüğüne kavuşmak için paraya ihtiyaç duyanlara harcayan, namazı kılan, zekâtı veren, sözleştikleri zaman ahitlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerinkidir. İşte davasında sadık olanlar ve Allah a karşı gelmekten sakınanlar bunlardır.” (2 Bakara suresi 177)
“Şeytan, içki/aklı örten ve kumar ile sadece aranıza düşmanlık ve nefret tohumları saçmak ve sizi, Allah’ın zikri Kur’an’dan ve namazdan alıkoymak istiyor. Öyleyse artık bunlardan vaz geçeceksiniz değil mi?” (5 Maide suresi 91)
“Onların harcamalarının kabul edilmemesinin nedeni, Allah ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden Elçisine nankörlük etmeleri, namaza üşenerek gelmeleri ve verdiklerini de istemeye istemeye vermeleridir.” (9 Tevbe suresi 54)
40 .3 You Tube “Abdullah Ergin Fuzuli” kanalında yayınlanan aynı konuya ilişkin
Sunum Videosunun adresi: https://youtu.be/7VMq5J6SfOo