Makalelere Geri Dön
Makale

Kalem 2. Sayı Şubat 88-KUR'AN'IN HEDEFLEDİĞİ İNSAN

23.07.2026 Süleymman Kalkan
Makaleyi Görüntüle

Kur’an’ın hedeflediği insan



Kur’an’i eğitimin temel hedefi, insan zihni üzerindeki baskıları ortadan kaldırarak, insanın yalnızca Allah'a kul olmasının yolunu açmaktır.

İnsan zihni çeşitli baskıların etkisindedir. Bu baskılar, insanın içinde bulunduğu toplumsal, tarihsel, ekonomik vb. koşulların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkabilirler. Kur'an insanı özgürleştirmek, bu tür tahakkümlerin tümünü yok etmek amacındadır. İnsanın yalnızca Allah'a kul olması da ancak bu tür tahakkümlerin bertaraf edilmesiyle mümkün olabilecektir.

Kur'an'i hitapların çoğunluğu insan tekini hedef alır. Çoğul olarak yapılan hitaplarda da gerçekte topluluğu oluşturan bireylere ayrı ayrı hitap edildiği görülmektedir. Kur'an insanı tek başına düşünmeye, tek başına karar vermeye çağırmaktadır. Bu bağlamda düşünen insana ilişkin olumlu yaklaşımlar örnek verilebilir. Kur'an bir anlamda oyunu düşünen insandan yana kullanmakta, insana, içinde yetiştiği toplumun tüm değer yargılarını, geleneklerini ve törelerini SORGULAMA görevini hatırlatmaktadır. Kur'an "düşünen insan" oluşturmayı amaçlamaktadır, hem de bir başkasına danışmadan karar verebilen, düşünebilen insanı.

(Burada şura/danışma olayına değinmekte yarar vardır. Şura'da tek yönlü bir ilişki söz konusu değildir. Şura en az iki yönlü bir ilişkinin var olduğu bir "düşünen insanlar" formudur diyebiliriz.)

Bunu tek cümlede şöyle ifade etmek de mümkün olabilecektir: Kur'an kişilik sahibi insan yetiştirme amacındadır. Kişilikli insan, tek başına karar verebilme yeteneğine sahip olan insandır. Diğer sistemlerde özgür düşünceli, kişilikli insan tekini bulmak çok güçtür. Nedeni, bu tür sistemlerde, insan zihnine egemen olan çeşitli baskı faktörleridir. Bu yazıda, bu sistemlerin hem tarihte hem de günümüzde en belirgin örneklerinden birisi üzerinde durulacaktır;

İNSAN-MERKEZLİ SİSTEMLER

İnsan-merkezli sistemlerde, tüm sistemin akışını belirleyen bir insan vardır. Bu insan sistemin her şeyidir. Düşünen, emreden, gerektiğinde icra eden, denetleyen, tehdit eden odur. Sistemin merkezindedir. Bir "o" vardır, bir de "diğerleri". Diğerleri ile O'nun arasındaki ilişki dikey bir ilişkidir. İlişkilerde belirli bir mesafe vardır. O'nun temel özelliği "diğerleri" adına düşünüyor ve yapıyor olmasıdır. Diğerlerinin düşünmesine gerek yoktur, dolayısıyla onlar son derece rahat bir konumdadırlar. Özellikle zihinsel açıdan çok rahattırlar. Çünkü bir başkası kendilerinin adına düşünmekte ve yapmaktadır. Kendilerinin böyle bir zahmete katlanmaları, "ben ne yapmalıyım?" gibi bir soruyla zihinlerini bulandırmaları, gece ve gündüz hesap etmeleri gerekmemektedir. Onlardan istenen emredileni yerine getirmektir. Kuşkusuz böylesi bir hayat "diğerleri" için son derece kolaydır. Yukarıda sözünü ettiğimiz sistemin tipik örnekleri olarak kölelik sistemleri, tarikatlar ve bazı siyasal partiler gösterilebilir.

Kölelik sisteminde kölenin ne yapacağı ne yiyip ne içeceği, nerede çalışıp nerede yatacağı efendisini ilgilendirir. Kölenin bu konularda kafasını yorması gerekmez.

Tarikatlarda ise "şeyh" müritleri adına düşünen, dua eden, şefaat ve himmet eden, onların hal ve hareketlerini tayin eden, kontrol eden kişidir.

Bir kısım siyasal partilerde de "lider", sempatizanlarını belirli bir biçimde düşünmeye ve eylemde bulunmaya yönlendiren kişidir.

Bu sistemlerde verilen emirler yerine getirilir, emrin içeriği, doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde düşünülmez. Bu sistemler, tek kişinin egemenliği söz konusu olduğundan tek seslidir, çok sesliliğe değişik düşünce ve görüşlere açık değildir. Oysa Kur'an'i sistemde kişi egemenliğine yer yoktur. Burada ancak KİTAB'ın egemenliğinden söz edilir. Kitleleri kişilerin hevaları değil KİTAP yönlendirir. Kitaba inanan insanların tamamı ona tabidirler. Müslümanların işlerinin yürütülmesi için seçtikleri kişiler de bunun dışında düşünülemezler. Çünkü Kur'an Toplumunu oluşturan bireyler arasındaki ilişki dikey değil yatay bir ilişkidir. Kişiler arasında (takva dışında) bir üstünlük söz konusu değildir. Kişiler yazımızın başında belirttiğimiz üzere, düşünebilen kişilerdir. Bu nedenle de Kur'an Toplumu, kişi-merkezli bir toplum değil KİTAP-MERKEZLİ bir toplumdur.

Düşünen insan sayısının çok olduğu bir toplumda ferdiyetçi eğilimlerin ağır basacağı, bunun da işlerin yapılması açısından belirli zorlukları ortaya çıkarabileceği ileri sürülebilirse de böyle bir toplumun doğuracağı sakıncalar, sürü olmanın sakıncalarından evla değil midir?

Süleyman Kalkan