Kalem 2. Sayı Şubat 88-TEBLİĞDE İFADE BİÇİMİ
dokuz / şubat / 88 / kalem
tebliğ'de ifade biçimi
Şeref Çavdar
Allah, peygamberlerden ve biz müminlerden "Hakk’ı temsil ve tebliğ etmemizi isterken, bunun metodunu da bizim beşerî zaaflarımıza bırakmaz; insanın özelliklerini (fıtratını) en iyi bilen olarak bize bunun nasıllığını ve ifade biçimini de bildirir. Sunduğumuz mesaja içeriğinden dolayı tepki gelebileceği gibi, sunuş şeklimizden dolayı da tepki gelebilir. Öyleyse, mesajının özünden taviz vermeden Kur'an nasıl tebliğ edilmeliydi? Bir Mü’min olarak bunu bilmemiz, bizi, sonunda pişman olacağımız bir davranıştan korur; söylenen söz, sarfedilen emek boşa gitmemiş olur. Aksi halde bir tepki doğar ve muhatapla daha sonraları diyalog kurma fırsatı ortadan kalkar.
Mesajının başkalarına sunulma biçimiyle ilgili olarak Kur'an'ın ön plana çıkardığı kavramlar şunlardır: Nasihat, zikr, tebliğ, inzar, tahdis, tilavet, kırâat, emir–nehy, davet, mücadele. Anılan kavramların geçtiği ayetlerden örnekler verelim:
Nasihat:
— (Salih) onlardan yüz çevirdi ve: "Ey milletim, ben size Rabbimin mesajını ulaştırdım ve size nasihat ettim; fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz" dedi (7/79).
— (Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve: "Ey milletim dedi, ben size Rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat ettim (ansahu), artık kafir bir topluma nasıl acırım!" (7/93).
Zikr:
— Mü'minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman (izâ zukira'llah) kalpleri ürperir, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu zaman imanları artar ve Rablerine tevekkül ederler. Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar. İşte gerçek mü'minler onlardır (8/2-4).
— Firavun’a git; çünkü o azdı. (Musa) dedi ki: "Rabb'im, göğsümü aç. İşimi kolaylaştır. İfademi açık kıl ki sözümü anlasınlar. Bana ehlimden bir yardımcı ver; kardeşim Harun'u. Beni onunla destekle, görevime onu da ortak kıl ki Seni çok tesbih edelim, Seni çok zikredelim (ve nezkurake kesîrâ)" (20/24-34).
Tebliğ:
— Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyar (belliğ); eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur... (5/67).
— Eğer yüz çevirirseniz, artık ben, benimle size gönderilen şeyi size duyurdum (eblağtukum) (11/57).
İnzar:
— ... Bu Kur'an bana, sizi ve ulaştığı herkesi onunla uyarmam (li-unzira) için vahyedildi... (6/19).
— De ki: "Doğrusu Ben sizi vahyiyle uyarıyorum. Uyarıldıkları zaman davete ancak sağır(lar) kulak vermez(ler) (21/45).
Tahdis:
—Rabbinin nimetini (Kur'an'ı, 68/2) sürekli anlat-gündeme getir (fe-haddis) (93/11).
Tilavet:
— De ki: "Gelin, size Rabbimin haram kıldığı şeyleri bildireyim (etlu) (6/151).
— De ki: "Allah dileseydi onu size okumazdım (mâ televtuhu) siz de onu bilmezdiniz. Bundan önce aramızda yıllarca yaşadım, düşünmüyor musunuz!" (10/16).
Kırâat:
— Kur'an okunduğu zaman susun ve onu dinleyin ki size rahmet edilsin (7/204).
— Onlara ne oluyor da inanmıyor, kendilerine Kur'an okunduğunda ona itaat etmiyorlar!... (84/20-21).
Emir–Nehy:
— Hayra davet eden, marufu emreden, münkeri engelleyen bir ümmet olun. İşte kurtuluşa erenler onlardır (3/104).
— Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emreder, münkeri engeller ve Allah'a iman edersiniz... (3/110).
Davet:
— Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve "ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kim olabilir! (41/33).
— Ey milletim, bu ne iştir, ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz (40/41).
Mücadele:
— Onlarla en güzel biçimde tartış (câdilhum) (16/125).
Burada biraz, son ayette geçen mücadele kavramı üzerinde durmak istiyoruz. Kavramın türediği C-D-L kökü, iki anlama gelmektedir. Biri; hasımlığın devamı, amansız düşmanlık, diğeri; evirmek, çevirmek, bükmek, dolamaktır. Cedel, "ipin bir nesneye dolanması, sarılması" misali, "insanın bir mesele hakkında neticesiz bir münakaşaya girmesi" anlamına geldiği gibi, "hasmın sert yere çalınması, düşürülmesi" anlamına da gelmektedir. Cedel ‘den türeyen mücadele kelimesi, düşmanlık etmek, çekişmek, uğraşmak demektir. Kur'an, Cedel ve türemişlerini yirmi dokuz yerde kullanmış ve hepsinde de cedelleşmenin (tartışmanın) olumsuzluğuna değinmiştir. Çünkü tartışma sırasında araya benlik girer ve herkes, karşısındakini mağlup ederek susturmaya çalışır. Bu durum, kişinin hakkı kabul etmesini zorlaştıracak, hatta imkânsız kılacaktır. Bu yüzden Kur'an "en güzel biçimde" (bi'lletî hiye ahsen) yapılmasını isteyerek onu sınırlar (16/125).
Kur’ani davette, genelde şu üç yöntem izlenir:
A- Kur'an, bazan konuyu bir hüküm halinde ve delilini zikretmeksizin söyler geçer. Böylece kişiyi düşündürmeye ve ileride verilecek mesajı almaya hazırlar. Fatiha Suresinde olduğu gibi...
B- Bir diğer metot, bir fikrin/konunun üçüncü şahıs aracılığı ile anlatılmasıdır. Böylece mesele, sanki başka birinin meselesiymiş gibi ortaya konur. Muhatap, olay hakkında düşünmeye ve bir seçim yapmaya yöneltilir. Kur'an'daki "mesel" ve "kıssalar" bu türdendir.
C- Kur'an'da çoğu zaman biri Hakk’ı, diğeri bâtılı temsil eden iki şahıs/gurup konuşturulur. Hakk'ın savunucuları peygamberler ve mü'minler, bâtılın savunucuları ise çeşitli topluluklardır. Kur'an, onların iddialarını ele alır ve tek tek cevap vererek onları çürütür:
— Kafirler: "Bu (Kur'an), onun uydurduğu bir yalandır, bu konuda bir başka topluluk da ona yardım etmiştir" diyerek haksız ve asılsız bir söz söylediler. Ve dediler ki "(Bu Kur'an) öncekilerin masalları... Onları yazdırmış, kendisine sabah-akşam okunuyor". De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirdi" (25/4-6).
Kafirlerin, "size, tamamen parçalanıp dağıldıktan sonra yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adam gösterelim mi! Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde bir cinnet mi var!" (34/7-8) sözüne karşı Kur'an, "önlerinde ve arkalarında olan göğü ve yeri görmüyorlar mı! Bunlarda, Allah'a yönelen her kul için âyet var" (34/9) der.
Bir başka yerde, "şu çürümüş kemikleri kim diriltecek" diyene, "ilk defa yaratan" diye cevap verir (17/51).
Allah'ın ayetleri ve İslâmî ilkelerle alay edildiği, ulu-orta eleştirildiği, onlara dil uzatıldığı yerlerde münakaşaya girilmemesi, konu değişinceye kadar orasının terkedilmesi gerektiği, imanî duyarlılığın korunması açısından önemlidir:
— O size Kitap'ta: "Allah'ın ayetlerine küfredildiğini ve alaya alındığını işittiğinizde, başka bir söze geçmedikçe onlarla bir arada oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye bildirdi (4/140) (Bkz. 6/68).
— Onların söylediklerine sabret ve yanlarından güzelce ayrıl (73/10).
Bu konuda göz önünde bulundurulması gereken bir diğer önemli husus da muhatabın kutsal saydığı, değer verdiği ve hürmet ettiği kişilere-varlıklara hakaret etmemek, sövmemektir:
— Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki onlar da körü körüne düşmanlık ederek Allah'a sövmesinler (6/108).
kalem / şubat / 88 / on