KUR'AN-I KERİM VE ÇEVİRİ HAKKINDA AÇIKLAMA
KUR'AN-I KERİM VE ÇEVİRİ HAKKINDA AÇIKLAMA
Kur'an, insanlara doğru yolu göstererek dünyada Allah'ın rızasına uygun olarak yaşamaları, ahirette de Allah'ın azabından kurtulup nimetlerini kazanmaları için Allah tarafından Hz. Muhammed'e (s.) vahyedilen Kitap'tır.
Gelen mesajlar yazılarak ve ezberlenerek korunmuş, günümüze kadar da hiçbir değişikliğe uğramaksızın gelmiştir.
Dil ve Çeviri
Hz. Muhammed'in ve toplumunun dili Arapça olduğundan, Kur'an da Arapça olarak indirilmiştir.
Kur'an kendi dilini apaçık olarak nitelemekle, kullandığı kelime, kavram ve deyimlerin anlaşılmayacak bir yönünün olmadığını vurgulamaktadır.
Bu tespit, Arapçadaki bütün ifadelerin yalın ve yüzeysel olduğu anlamına gelmez. Her dilde olduğu gibi, Arapçada da birçok edebi sanatın bulunduğu; teşbih, kinaye, mecaz gibi birçoğunun Kur'an'da yaygın şekilde kullanıldığı bilinmelidir.
Bir toplumun dünya görüşü, düşünce tarzı ve ahlakî değerleri; hayatı, ölümü ve ölüm sonrasını nasıl yorumladığı kullanılan dilde saklıdır. Bu nedenle, bir dilin inceliklerine vakıf olmak, o dili konuşanların "dünya"sına nüfuz etmek demektir.
Kur'an'ın muhatabının tüm insanlar olmasından dolayı onun başka dillere çevrilmesinin bir zorunluluk olduğu ortadadır.
Ancak, Kur'an'ın Allah tarafından indirilmiş bir "kelam harikası" olması, kendine has bir ifade tarzı kullanması, kullandığı birçok kavramın çevrilecek dilde uygun bir karşılığının bulunmaması gibi sebepler, onun başka bir dile çevrilmesini zorlaştırmaktadır. Buna rağmen, olabildiği kadar mükemmel bir çeviri için gayret sarfedilmelidir.
Muhteva
İnsanı Kendisine kulluk etmesi için yaratan Allah, peygamberlere gönderdiği mesajlarla bu kulluğun nasıl yerine getirileceğini de bildirir. Bu kulluk kişinin sadece Allah'a karşı sorumluluklarını değil, topluma karşı sorumluluklarını da belirler. Bir müminin Allah'a karşı önemli görevleri olduğu gibi, diğer insanlara karşı da önemli görevleri vardır. İman eden bir kimse, bu imani ve teslimiyeti ölünceye kadar ve her yönüyle sürdürmeye çalışmak zorundadır.
Bu kulluğun bir yönü insanları doğru yola; Allah'ın gösterdiği yola davet etmektir. Bu "davet", ülkelere egemen olan, onların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalayan ve insanları kendilerine kulluk ettirmek isteyen/ettirenler için zararlı ve tehlikelidir, derhal engellenmelidir. Etkinlik ve zenginliklerinden dolayı kendilerini ilah zanneden, önlerinde herkesin iki büklüm olduğu sermaye ve güç sahipleri, tüm halkı bu ilahi davete karşı çıkmaya çağırırlar. Bu davete karşı psikolojik, kültürel, sosyal, ekonomik ve şiddete dayalı bir savaş başlatırlar. Bütün güçlerini kullanarak, bu davetin toplum için zararlı olduğunu, mevcut düzenin mutlaka sürmesi gerektiğini savunurlar. Dava adamlarıyla ve davetleriyle alay ederler. Bu tedbirler istenen sonucu vermezse, hapis, işkence, sürgün ve ölümle tehdit ederek gözlerini korkutmaya, sindirmeye, yıldırmaya, davalarından vazgeçirmeye ya da uzlaşmalarını sağlamaya çalışırlar. Ama şu gerçeğin farkında değillerdir: İman ile küfür hiçbir zaman uzlaşamaz.
İniş Seyri
Bilindiği gibi, Kur'an bir bütün olarak değil, bölüm bölüm indirilmiştir. Bu durum, Kur'an'ın aşamalı bir şekilde duyurulduğunu ve uygulandığını gösterir. Hz. Muhammed'in peygamberlikle görevlendirildikten sonraki hayatının on üç yılı Mekke'de, on yılı da Medine'de geçmiştir. Bu nedenle Kur'an'ın bir bölümü Mekke'de, bir bölümü de Medine'de indirilmiştir. Mekke döneminde indirilen ayetler ve sureler genellikle kısa ve etkili ifadelerden oluşmaktadır. Bu bölümlerde daha çok Allah'ın gücü, kudreti, birliği; tüm canlılar, özellikle de insan üzerindeki lütfu, keremi, nimeti ve rahmeti vurgulanır. Hz. Muhammed'in peygamber olarak görevlendirilmesi de, Kur'an'ın indirilmesi de O'nun engin rahmetinden başka bir şey değildir.
Sık sık kıyametin dehşetinden, öldükten sonra dirilmekten, hesaba çekilmekten, cennetin nimetlerinden ve cehennemin azabından bahsedilir. Geçmiş peygamberlerin kıssaları sürekli tekrarlanarak, Kur'an'ın hedefi, yöntemi ve dinamikleri gösterilir. İnsanların İslam'a nasıl davet edilecekleri, davete karşı çıkanlarla nasıl mücadele edileceği, daveti kabul edenlerin nasıl eğitileceği işlenir.
Peygamber'in Medine'ye hicretiyle yeni bir dönem başlar. Müslümanların bundan sonraki hayatları sıcak savaşlarla geçer. Bu dönemde inen ayetler ve sureler daha uzundur. Müslümanların egemen olduğu bir ortam oluştuğundan, evlenme, boşanma, zekat, hac, savaş, içki, kumar, zina, faiz, alışveriş, borçlanma gibi toplumsal hayatı düzenleyen kurallar inmeye başlar.
Müslümanlar bu dönemde Kitap Ehli'yle de mücadele etmek zorunda kalırlar. Bu nedenle, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın arka planına ışık tutan birçok bölüm iner. Onların Allah'ın birliğinden nasıl uzaklaştıkları, peygamberlerine nasıl davrandıkları anlatılır. Onlarla nasıl mücadele edilmesi gerektiği açıklanır.
Bu dönemin diğer önemli bir konusu da, münafıklar ve onlara karşı takınılması gereken tavırdır. Kur'an onların, İslam toplumuna karşı arz ettikleri tehlikeye temas eder ve onlara karşı izlenmesi gereken siyaseti açıklar.
Bu dönemde Müslüman bir toplum oluşmuş, Kur'an, Peygamber'in önderliğinde pratiğe geçirilmiştir. Bu mücadelenin nasıl başladığı, nasıl geliştiği ve nasıl sonuçlandığı bilindiğinde Kur'an'ın hedefi ve davası daha iyi anlaşılacaktır. Bunun için Kur'an'ın iniş seyri ve bu seyir esnasında işlenen konular, anlatılan kıssalar ve kullanılan kavramlar bilinmeli, bunların yoğunluğuna ve sürekliliğine dikkat edilmelidir.
Bu vesileyle, birikimlerinden faydalandığımız, Şeyho Duman, Kemal Kelleci, Hikmet Zeyveli ve İbrahim Türklü başta olmak üzere bütün emeği geçenlere teşekkür ederiz.
Genelde bütün insanların, şirkin ve cahiliyenin karanlığından kurtulması; özelde ise, Allah'ın gösterdiği yolu izlemek isteyenlerin eğitilmesi için Kur'an'ın her zaman gündeme getirilmesi ve gündemde tutulması gerekir.
Bu çalışmanın, Kur'an ahlakına sahip insanlar yetişmesine vesile olması dileğiyle.
Şeref Aziz Taha - Kemal Çelik