Makalelere Geri Dön
Makale

Kalem 2. Sayı Şubat 88-ANSIZIN VE HİÇ FARKINA VARMADAN

04.08.2026 Mehmet A.Ersin
Makaleyi Görüntüle

onbir / şubat / 88 / kalem

ansızın ve hiç farkına varmadan

Mehmed Akif

Sevgili Kardeşim!

        Nice zamandır sana yazmayı düşündüğüm, ancak bir türlü fırsat bulamadığım son mektubunda değindiğin bazı konular hakkındaki görüşümü açıklamak istiyorum. Öncelikle bağışlayacağını umarak seni biraz eleştireceğim. Kardeşim yazdıklarından sende bir bıkkınlık, bir yılgınlık, bir ümitsizlik, bir hayal kırıklığı seziyorum. Sanki sen benim bildiğim eski sen değilsin. O canlı, dirençli, mücadeleci, yılmayan, çevresindekilere güç veren, yerinde duramayan kardeşim yok gibi.

Çok yanlış şeyler söylüyorsun sevgili kardeşim. İnsanlarla yeteri kadar uğraştığını, onlara yeteri kadar anlattığını, fakat insanların bir türlü Hakkı kabul etmeye yanaşmadığını, batılda kalmakta ısrar ettiğini, onların anlayışsızlığının, fikirsizliğinin, boş vermişliğinin seni ümitsizliğe ittiğini, artık bir kişiyle ciddi bir mesele hakkında konuşmanın bile sana ağır gelmeye başladığını, seni sıktığını toplumun baş döndürücü girdabından kurtulmak için insanlarla ilişkilerini asgari düzeyde sürdürmeye çalıştığını söylüyorsun.

Bakıyorum çabuk pes etmiş görünüyorsun. Daha yarışın başında yarışı terk etmiş gibi bir halin var. Kardeşim bizim mücadelemiz ömür boyu sürecek ve ancak öldüğümüzde sona erecek bir yarış değil mi? Ancak nefesi yetenler bu yarışı başarı ile bitirecektir. Soluğu kesilenler yarı yolda kalacak ve başarısızlıklarına bahaneler arayacaklardır.

Şayet insanların anlayışsızlığı, Hakkı kabule yanaşmamaları, heva ve heveslerinin peşinden bu denli zevkle ve iştiha ile koşmaları bizi hemen ümitsizliğe itiyorsa, hayal kırıklığına uğratıyorsa, kendi kabuğumuza çekilmemize yol açıyorsa bir an durup inancımızı sorgulamalıyız. Bizim gerçekten Allah'a kul olma gibi bir meselemiz var mı? Allah'ın kendisine teslim olanlara verdiği Müslüman ismini kendimize layık görüyor muyuz? Zira Müslüman olmak demek dokuzyüzelli yıl müşriklerin inadına ve anlayışsızlığına karşı mücadele veren Nuh Aleyhisselam gibi bir örnek davranış biçimine sahip olmak demektir. Müslüman olmak demek durmadan, bıkmadan ve herhangi bir ümitsizliğe kapılmadan ve üstün olmanın sadece inanmakla mümkün olduğunu bilerek Hakkı anlatmak, bu uğurda meydana gelebilecek musibetlere ve güçlüklere karşı en güzel şekilde karşı koyabilmek demektir.

Hem kardeşim dürüst olalım ve kendimize şu soruyu soralım; biz gerçekten insanlara Hakkı, Hakk'ın istediği biçimde anlatıyor muyuz? Kaç kişiye anlattık inandıklarımızı? Ben ilahi mesajın insanlara yeteri kadar anlatıldığını sanmıyorum. Dostum, Hakkın anlatılması zor iştir, meşakkatli bir uğraştır. Emek ister özveri ister, bu uğurda harcanacak ömür ister. Sorarım sana şimdiye kadar Allah için hangi sıkıntılara katlandık, hangi meşakkatlere göğüs gerdik ve bu uğurda ömrümüzün ne kadarını harcadık.

Aziz kardeşim, insanların zaman zaman mücadele azimlerinin kırılması ve ümitsizliğe kapılmaları olağan şeylerdendir. İşin kötü yanı bu duyguların süreklilik kazanması ve insanın kendi kabuğuna çekilmesidir. Şundan emin olabilirsin ki yüce resul ve etrafındaki arkadaşları da kimi zaman ümitsizliğe düşüyorlardı. Bunu Kur'an'ın birçok ayetinde açıkça görmek mümkündür. Ancak onların bu bir anlık umutsuzluğu yeni inen ayetlerle yok oluyor, Resul ve müminlerin kalpleri tekrar ümitle, heyecanla doluyor, zayıflayan dirençleri ve azimleri yeni bir güç kazanarak tekrar pekişiyordu. Kur'an'daki geçmiş toplulukların kıssalarının bu denli çok anlatılmasının ve sık sık yinelenmelerinin nedenine bir de bu açıdan bakılması daha doğru olacaktır. Önceki resullerin hayatları ile ilgili anlatılan kıssalar Resulullah döneminde ne gibi bir işlev görüyordu acaba? Herhalde bu kıssalar Peygamber ve arkadaşlarının tarihi bilgilerini artırmak için anlatılmıyordu. İşte sevgili kardeşim, bugün içinde bulunduğumuz ümitsizlikten kurtulamıyorsak kıssaların Resulullah'ın yaşamında oynadığına benzer rolün bizim hayatımızda oynamamasındandır. Başka bir ifadeyle söylersek bizim Kur'an'ı anlayışımızın çarpıklığındandır. Geçmiş toplumların kıssaları bizim kavrayışımızda öncekilerin masalları olarak yer işgal etmektedir hala. Kur'an hayatımıza rehberlik edecek canlı bir organizma haline gelememiştir henüz. Bilakis içine düştüğümüz ümitsizlik batağı bizi gittikçe Kur'an'dan uzaklaştırmaktadır adeta.

İçinde bulunulan anın şu ya da bu nedenle Allah'ın rızasına uygun olarak değerlendirilememesi, bizleri ister istemez ya geçmişin özlemiyle ya da geleceğin hayaliyle avunacak bir konuma getirecektir kuşkusuz. Çoğumuz içimizde bir yarın düşüncesi taşırız hep. Yarın bu günlerden daha güzel olacaktır düşüncelerimize göre. Bir şey mi yapılması gerekli ve bunu yapmak bugünkü konumumuza uygun mu düşmüyor, bizi rahatsız mı edecek o halde kendimizi sıkıntıya sokmadan yapabileceğimiz yarınlarımız vardır. Hep yarına bırakırız yapılması gereken şeyleri. Ancak, bugün yapılması gereken şeyleri yapmadığımız için de özlediğimiz bizim olan yarınlar bir türlü gelmezler. Bir avuntudur yarın, tutunacak bir bahanemizdir. Yarınımızın olacağına dair elimizde bir garantimiz de yoktur oysa. Bu nedenle sevgili kardeşim biz bugünü iyi değerlendirmek zorundayız ve ancak bugünü yaşadığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız.

Katlanmasını ve direnmesini öğrenmeliyiz kardeşim; yani sabretmesini. İnanmanın sınanmayı da beraberinde getirdiğini, hem de bu sınanmanın çok çetin geçeceğini bilmeliyiz.

Belki bu satırları okurken tereciye tere satmaya kalktığımı söyleyeceksin. Doğrudur, fakat biz birbirimizi uyarmayacağız da kim bizi uyaracak sevgili kardeşim. Allah'ın olmamızı istediği tek şey; bizlerin uyarıcı olması değil mi? Bunun dışında Allah bize başka bir görev yüklüyor mu? Biz birbirimize Hakkı ve Sabrı tavsiye ile görevli değil miyiz?

Sözlerimi sözlerin en güzeli ile bitirirken hasretle kucaklarım seni kardeşim. Yaratana emanet ol.

“Ansızın ve hiç farkına varmadığınız bir sırada, size azap gelmezden önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze uyun.” (39/