DİNİMİZİ (DOĞRU) BİLİYORMUYUZ! - Abdullah Ergin
DİNİMİZİ (DOĞRU) BİLİYORMUYUZ!
Görünürde dinimiz İslam bizler de Müslümanız. Gerçekte de öylemi acaba bir bakalım. Öncelikle İSLAM DİNİNDEN bahsedelim; İslam dini Allah tarafından yaratılmış tüm insan toplumuna gönderilen dinin adıdır, adı bizzat Allah tarafından konulmuştur. “… Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum.” (5 Maide suresi 3)
İlahi din (hak din), Allah tarafından peygamberler aracılığıyla vahyedilen, kaynağı insan değil, doğrudan doğruya Allah olan inanç ve ibadet sistemidir. Temel özellikleri; tevhid inancı (Allah'ın birliği), İlahi vahiy, ahiret inancı ve insan fıtratına uygun evrensel ahlak ilkelerini barındırmasıdır.
İslam Dini, Allah tarafından peygamberlere vahyedilmiş bu vahiyler daha sonraları yazılı hale (kitap) getirilmiştir. Allah'ın birliği, eşi ve dengi olmadığı inancı üzerine kuruludur. İlahi mesajlar, peygamberler aracılığıyla kitaplar şeklinde insanlara ulaştırılmıştır. Dünya hayatının bir imtihan olduğu ve kıyametten sonra diriltilerek hesaba çekileceği inancını içerir. Müminler arasında kardeşlik oluşturmayı, müminler ve diğer insanlar arasında adaleti ve müminlerin, Allah'ın emir ve yasaklarına uymalarını sağlamaya, ahlaki erdemleri (doğruluk, sabır, şefkat) tesis etmeyi amaçlar. Hak dinin esasları, selim akıl ile çatışmaz. İslam dini Kur’an’ı kerim ile değil ilk insan toplumuyla beraber başlamıştır, Bütün peygamlere gönderilen din(in adı) İslam/Allah'a teslimiyettir. “Allah katında geçerli tek din İslam’dır.” (3 Âl-i İmrân suresi 19)
Yüce Allah, yarattığı insanlara akıl, irade icat edicilik yeteneği vermiş ve onlara peygamberler aracılığıyla uymaları gereken kuralları bildirmiştir. Yüce Allah tarafından yaratılan insanlar mükemmel özelliklerle, (akıl, irade, vicdan, vb.) imtihan için yaratılmışlardır. “Biz, insanı katışık bir damladan/spermden yarattık. Onu sınava tabi tutmayı diledik ve onu hakkı duyabilen, görebilen ve anlayabilen bir varlık yaptık. Biz ona bir de doğru yolu gösterdik. Artık insan ya bu nimetlerin hakkını verir veya ona nankörlük eder kâfir olur.” (76 İnsan suresi 2,3)
Yüce Allah, yeryüzündeki her şeyi insanlar için yaratmış ve onların istifadesine sunmuştur. Allah her insana özel parmak izi vererek insanların özel olduğunu, her birinin Allah katında değerli görüldüğünün anlaşılmasını istemiştir. Hatta Yüce Allah insanların yaşayabilmeleri için kâinatı, bitkileri ve hayvanları da yaratmıştır. “O, Allah ki yeryüzündeki her şeyi sizin için yaratmış sonra gökyüzüne yönelip yedi kat gök olarak düzenlemiştir. Zira O her şeyi bilendir.” (2 Bakara suresi 29)
Yüce Allah, Âdem özelinde insanlara "kavramsal düşünme" yeteneği vermiştir. “Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti…” (2 Bakara suresi 31)
Yüce Allah Kur'an'da insanlardan, hiçbir varlığı ve insanı Kendisine ortak koşmamalarını; Kendi isimlerini ve vasıflarını ölümlü hiçbir insana yakıştırmamalarını istemiş, Kendisine ortak koşulmasının en büyük zulüm ve affedilmez bir günah olduğunu bildirmiştir. "Lokman da, oğluna bu hikmetle öğüt vererek demişti ki: – Yavrucuğum, sakın Allah’a şirk koşma, şirk çok korkunç bir zulümdür." (31 Lokman suresi 13)
Allah'tan başkasından medet ummak, gaybı bildiğine inanmak veya rızkı veren olarak görmek gibi davranışlar, Allah'ın özelliklerini bir faniye atfetmek (şirk) olarak değerlendirilir. Bu davranış, Allah'a ait olan ulûhiyet hakkını başkasına vermek anlamına gelir. “Allah, sadece kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındaki günahları hak eden kişi için isterse bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, büyük bir günahla ona iftira etmiş olur.” (4Nisa suresi 48, 116)
Ama bir takım insanlar/Müslümanlar Allah'ın elçisi ölür ölmez Allah’ın söylemediği ve söyleyemeyeceği sözler uydurarak O'na isnat ettiler ve böylece O'na iftira attılar. Allah’ın "birleşin" Allah’ın demesine rağmen çeşitli fırkalara ayrıldılar, hatta birbirleriyle savaştılar.
. “Ve topluca Allah’ın ipi Kuran’a sımsıkı bağlanın ve bölünüp parçalanmayın! ...” (3 Ali İmran suresi 103)
“Allah’ın tevhit dini İslam’ı ayakta tutun ve onda grup grup ayrılmayın diye Allah, Nuh’a emrettiği inancı sana da din/şeriat kıldı, Aynı şekilde İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz dini sana da vahyettik. Müşriklere ağır gelen senin davet ettiğin işte bu tevhit inancıdır. Oysa Allah, dileyeni bu dine mazhar kılar ve kendine yönelen kimseye de doğru yolu gösterir.” (42 Şura suresi 13)
“Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar ile senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. İleride Allah, onlara yapıp ettiklerini bildirecektir.” (6 Enam suresi 159)
Kur’an’ı Kerim’de sadece Allah için kullanılabileceği belirtilen isimler özel olarak veya başka bir varlığa atfedilemeyeceği vurgulanarak tanımlanmıştır:
1. ALLAH: Bu isim, diğer esmadan farklı olarak has ismidir. Var olmak için bir başkasına muhtaç olmayan, tüm mükemmellikler kendisine ait bulunan ve noksanlıklardan uzak olan, kulluk edilmeye layık tek İlah'tır.
2. EL-MUKTEDİR: Mutlak iktidar sahibi anlamına gelen Muktedir, Kuran’da geldiği her yerde sadece Allah’a nispet edilir, başka hiçbir varlığa nispetle kullanılmaz.
3. EL-VEHHÂB: Karşılıksız veren anlamına gelir ve sadece Allah'a has bir isimdir. Allah dışında hiç kimse ne El-Vehhâb olabilir ne de hakiki hibe (bedelsiz bağış) yapabilir.
4. EL-BEDÎ: Yoktan var eden anlamına gelir. El-Bedî sadece Allah'tır ve O'nun dışında hiçbir varlık Bedi ismiyle anılmaz, zira İbdâ (yoktan var etmek) sadece Allah’a aittir.
5. EL-KÂFÎ: Eşsiz ve benzersiz biçimde kuluna yeten zat veya her şeye kâfi olan anlamına gelir. Mutlak anlamda kendi kendine yeten tek varlık Allah'tır mesajını içerir.
6. ET-TEVVÂB: Tevbe edene affıyla yönelen anlamına gelir ve El-Tevvâb olan yalnızca Allah'tır.
Bununla birlikte Er-Rab,
Er Rahman,
El İlah,
El Melik,
El Mâlik,
El Ehad,
Es Samed,
El Aziz,
El Hamid,
El Kayyum,
El Hâlık,
El Kuddûs,
El Evvel,
El Ahir,
El Kebir isimlerinin içerdiği "mutlak," "eşsiz," "sonsuz" ve "tek" gibi ifadelerle, bu sıfatların yalnızca Allah'a ait olduğunu kesin olarak göstermektedir. Bu isimler, Allah'ın varlığını, birliğini, mutlak kudretini, sonsuz merhametini ve yaratmadaki tekliğini tanımladığı için, kaynak metinlerin içeriğine göre sadece O'na mahsus özelliklerdir.
Allah bu isimlerle beraber kendine 99 adet isim-sıfat vererek dinde mutlak otoritenin Kendisi olduğunu vurgular. “Biz, bu kitabı Kuran’ı sana hak/gerçek bir amaç için indirdik. Öyleyse, dini yaşamını O’na has kılarak Allah’a kulluk et!” (39 Zümer suresi 2)
EHLİ SÜNNET
Kur'an ayetleriyle Muhammed Aleyhisselama isnat edilen sözler (Hadisler!) arasındaki çelişkiler:
Hz. Muhammed'e kendisine vahiy edilen Kur'an'a uyması emredilmiştir. "Sen, Rabbinden sana vahyedilen/Kuran’a uy!" (6 Enam suresi 106, 10 Yunus 109, 33 Ahzab suresi 2)
Bundan dolayı, O'nun Kur'an'a aykırı bir iş yaptığı veya bir söz söylediği kabul edilemez. Buna rağmen O'na, Kur'an'a aykırı birçok söz isnat edilmiştir. İşte bunların bir kısmı:
Kur’an diyor ki: “O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur.” (42 Şura suresi 11)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki: Hadis: “Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” (Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; İbn. Hanbel 3/1)
Kur’an diyor ki: “Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.” (112 İhlas Suresi 4)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” (Hanbel 5/243)
Kur’an diyor ki: “Dinde zorlama yoktur.” (2 Bakara Suresi 256)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.” (Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883)
Kur’an diyor ki: “Doğrusu hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez.” (53 Necm Suresi 38)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki: Hadis: “Ölü, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.” (Buhari-K. Cemiz 32, 33, 34)
Kur’an diyor ki: “Ben sizden erkek olsun, kadın olsun hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hepiniz birbirinizdensiniz.” (3-Ali İmran Suresi 195)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki Hadis: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” (Buhari 9/1391)
Kur’an diyor ki: “Gerçekten Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediği kişi için bağışlar.” (4-Nisa Suresi 48)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki Hadis: “Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.” (Buhari-Tesavir, 89)
Kur’an diyor ki: “De ki “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram etti?” (7-Araf Suresi 32)
Güya Muhammed (a.s) demiş ki Hadis: “Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.” (Müslim 2/16)
1. Çelişik Hadis: “Kan aldırmak, yapanın da yaptıranın da orucunu bozar.” (Tirmizi Oruç 60; Ebu Davud Oruç 28; Buhari Oruç 32)
2. Çelişik Hadis: “Peygamberimiz oruçlu iken kan aldırmışlardır.” (Ebu Davud Oruç 29-30; Tirmizi Oruç 59; Buhari Tıp 11)
1. Çelişik Hadis: “Gerek küçük gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.”
(Hanbel 3/12)
2. Çelişik Hadis: “Peygamberimiz birtakım insanlar küçük ve büyük tuvaletleri için kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.” (Buhari 4/11)
1. Çelişik Hadis: “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.” (Ebu Davud 4/No:3717)
2. Çelişik Hadis: “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” (Ebu Davud 4/No:3718)
ŞİA İNANCI
Şiilik, İslam'ın iki ana mezhebinden biri olup, Hz. Muhammed'in vefatından sonra halifeliğin kimde olması gerektiği konusundaki görüş ayrılıklarından doğmuştur. Sünnilikten sonra en yaygın ikinci İslami mezhep olan Şia, özellikle İran, Irak, Azerbaycan, Bahreyn gibi ülkelerde yoğunlukla görülür. Şia kelimesi Arapça'da "taraftar" veya "destekçi" anlamına gelmektedir ve Hz. Ali'nin takipçilerini ifade eder. Şiiler, Hz. Muhammed'in vefatından sonra Hz. Ali'nin halife olması gerektiğine inanırlar ve ilk üç halifenin meşruiyetini kabul etmezler. Şiilik içinde farklı kollar bulunmaktadır; bunların en yaygını İmamiye veya On İki İmam Şiiliğidir. Bu mezhep, Hz. Ali'den başlayarak on iki imamın kutsal liderliğine inanır. Son imam Mehdi'nin gaybete çekildiğine ve ahir zamanda geri döneceğine inanılır. Şia inancında, imamet kavramı merkezi bir öneme sahiptir ve imamların masum (günahsız) olduğu kabul edilir. Şii ritüelleri arasında Kerbela Olayı'nı anmak için düzenlenen Aşure ve Muharrem törenleri önemli yer tutar. Şiiler namaz kılarken secde esnasında toprak veya taş üzerine secde etmeyi tercih ederler. Şii hukuk sistemi (fıkıh) içtihat kapısının açık olduğu inancıyla, dini otoritelerin (müçtehitler) yorumlarına büyük önem verir. Şiilik hakkında fazla bilgimiz yok, Türkiye'de kaynak bulmak kolay değil, onun için kısaca belirtmek isterim ki bütün mezhepler gibi bunlarda Kur'an'dan uzak olarak yaşıyorlar.
İNANDIKLARI DİNİ SÖYLEMEYENLER
Türkiye’de bir grup daha vardır ki ("Beyaz Türkler") bunlar her fırsatta Müslümanlara düşmanlık yaparlar, Namaza karşı gelirler, Namaz kılanları kınarlar, Başörtüsü takan kadınlara zulmederler, Müslümanları zalimlikle suçlayarak kendi zulümlerini kapatmaya çalışırlar. Hatta o kadar ileri giderler ki Mehter marşına bile tahammül edemezler. Maalesef bu gurubun zulümleri 100 yıldır devam etmektedir ve hep güçlüdürler.