KALEM DERGİSİ 1. Sayı Ocak 1988 Şeref Çavdar
TEBLİĞ"DE MUHTEVA ÜZERİNE
Allah'a teslim olmak Kur'an'ın davasını anlamakla mümkündür. Bu ise, onun en çok üzerinde durduğu, ön plana çıkardığı, en fazla gündemde tuttuğu kavram ya da konuları bilmekle elde edilir. Bunun için Kur'an'a baktığımızda genelde şu üç ana tema ile karşılaşırız:
1- Allah'ın gücünü-kudretini, birliğini, tüm canlılar, özellikle de insanlar üzerindeki lütfunu, keremini, rahmetini ve nimetini vurgulayan bölümler (uluhiyet).
2- İnsanın özelliklerini, hayatın anlamı ve hedefini, vahyin hidayetini kabul edenlerin Allah'a nasıl kulluk edeceklerini, bu konudaki engellerle nasıl uğraşacaklarını... işleyen bölümler (kulluk).
3- Öldükten sonra dirilmeyi, insanın kendisine verilen her türlü nimetten sorguya çekileceğini, buna göre cezalandırılacağını ya da mükafatlandırılacağını ele alan bölümler (Ahiret).
"Tebliğ “in başarısı, Allah'ın dilemesi ile, bu üç alan arasında sağlam bir bütünlük kurulabilmesinde ve bunun hayati bağlara dayandırılabilmesinde yatmaktadır. Kişinin kendisini ve başkalarını değiştirebilmesi Allah'ın gücünü her an üzerinde hissedebilmesine, işlediği her amelin karşılığının ahirette' mutlaka verileceğine inanmasına bağlıdır.
Birinci bölüm üzerine ısrar edilmesi, Allah ile kul arasındaki farkı bariz bir şekilde gözler önüne sermeye yöneliktir. Allah, "kendisinden başka kulluk edilmeye layık ilah olmadığı" ilkesini yerleştirmek istemektedir. Genelde insanlığın problemi, "Allah'ı inkâr" değil, "Allah'ı tanıyamamak" olmuştur. Bu yüzden ortaya önce, "gerçek İlah’ın niteliklerinin konması gerekmektedir. Bu bilgi, "ilahlık taslayan" ya da "kendilerine ilahlık vasfı-yetkisi verilen diğer varlıkların" kulluk edilmeye layık olmadıkları gerçeğini de kapsayacaktır. Bir yaratan vardır, bir de yaratılan. Bir rızık veren vardır, bir de rızıklanan, bir yaşatan vardır, bir de onun gücüyle yaşayan, bir Ölümsüz vardır, bir de ölümlü. Bir hesaba çekecek olan vardır, bir de hesaba çekilecek olan. Öyleyse insana düşen nedir? Sadece O'na kulluk etmek.
Fakat kulluğun toplumsal boyutu, tebliğcinin önüne ciddî engeller çıkaracaktır. Ülkenin sosyal ve ekonomik hayatına egemen olan, zenginlikleri ve etkinlikleri yüzünden kendilerini küçük birer ilah gibi gören "yöneticiler ve sermaye sahipleri" önlerinde herkesin iki büklüm olduğu (rükû ettiği) mele ve mutrifûn, tüm halkı, bu ilahî "tebliğe karşı gelmeye çağıracaklardır. Allah'ın nurunu söndüremez iseler, her türlü gelir (!) kaynakları kuruyabilir, iktidar el değiştirebilirdi. Fakat zalimlerin sonu hüsrandır, çünkü Allah, nurunu tamamlamak istiyor ve mazlumların tarafını tutuyor.
Şeref ÇAVDAR